Bugün Ermenilerin öne sürdükleri sözde soykırım senaryosunun temeli DoÄŸu Anadolu topraklarının Ermeni anayurdu olduÄŸu iddiasına dayanmaktadır. Buna senaryoya göre Türkler, Ermeni topraklarını iÅŸgal etmiÅŸler ve her zaman zulmetmiÅŸlerdir. Ancak Türk-Ermeni ortak tarihini incelemek bu iddiaların tamamen asılsız olduÄŸunu delilleriyle ortaya koymaktadır. Üstelik Ermeni halkının da 1. Dünya Savaşı’na kadar böyle bir iddiası olmamıştır
Türkiye içinde bulunduÄŸu jeopolitik ve jeostratejik konum dolayısıyla tüm dünyanın dikkatini çeken bir ülkedir. Asya ve Avrupa kıtaları arasında bir köprüdür, Karadeniz’i Akdeniz’e baÄŸlayan boÄŸazlara sahiptir, Ortaasya, OrtadoÄŸu ve Kafkasya’daki doÄŸal enerji kaynaklarının kesiÅŸtiÄŸi bir noktadadır. GeçmiÅŸte Osmanlı İmparatorluÄŸu, günümüzde ise Türkiye Cumhuriyeti bu kritik konumu nedeniyle çeÅŸitli ülkelerin ilgi alanı olmuÅŸ, plan ve entrikaların hedefi haline gelmiÅŸtir. Türkiye üzerindeki planlarını uygulamak isteyen ülkeler, bu hedeflerine ulaÅŸmak için türlü yollara baÅŸvurmuÅŸlardır. Osmanlı imparatorluÄŸu içinde huzur içinde yaÅŸayan azınlıkları yönetim aleyhinde kışkırtmış, kendi hedeflerini gerçekleÅŸtirmek için onları kullanmışlardır. Ermeniler de bu halklardan biridir. Özellikle de Rusya ve İngiltere Ermenileri kendi hedefleri uÄŸrunda bir piyon gibi kullanmışlardır
Senaryonun Başlangıcı
Ancak asırlardır süregelen Türk-Ermeni ilişkilerini, sadece 1. Dünya Savaşı yıllarındaki kısa dönem çerçevesinde değerlendirmek çok sağlıklı olmaz. Çünkü Ermenilerle Türklerin dostlukları bin yıl öncesine kadar uzanmaktadır.
Bugün Ermenilerin öne sürdükleri sözde soykırım senaryosunun temeli DoÄŸu Anadolu topraklarının Ermeni anayurdu olduÄŸu iddiasına dayanmaktadır. Bu senaryoya göre Türkler, Selçuklular ve Osmanlılar ile baÅŸlayarak Ermeni topraklarını iÅŸgal etmiÅŸler ve her zaman zulmetmiÅŸlerdir. Hatta bu zulüm hala devam etmektedir. Ancak Türk-Ermeni ortak tarihini incelemek bu iddiaların tamamen asılsız olduÄŸunu delilleriyle ortaya koymaktadır. Üstelik Ermeni halkının da 1. Dünya Savaşı’na kadar böyle bir iddiası olmamıştır. Öncelikle, DoÄŸu Anadolu topraklarının Ermeni anayurdu olduÄŸu iddiası tarihi gerçekleri yansıtmamaktadır. Ermenilerin bir zamanlar toplu olarak oturdukları bölge tarihin kaydettiÄŸi dönemlerde MÖ 521′den 344′e kadar bir Pers vilâyeti, 344′den 215′e kadar Makedonya İmparatorluÄŸunun bir parçası, daha sonra sırasıyla Selefkitlere tâbi bir vilâyet, Roma İmparatorluÄŸu ile Partlar arasında sık sık el deÄŸiÅŸtiren bir bölge, Sasani vilâyeti, daha sonra da bir Bizans vilâyeti olmuÅŸtur. Bu toprakların 7. yüzyıl sonlarından itibaren sahibi Emevilerdir. Onlardan sonra 10. yüzyıl sonlarına kadar Abbasilerin elinde kalmış, 10. yüzyılın sonlarına doÄŸru Anadolu’nun tamamına Bizans İmparatorluÄŸu yeniden hakim olmuÅŸtur. 10, yüzyıldan itibaren de bölgeye Türkler gelmiÅŸlerdir. Ermeniler çok eski tarihlerden beri bölgede varlığı devam eden, medeni ve kadim bir millettir. Ancak tarih boyunca çeÅŸitli egemenlikler altında yaÅŸamış, hiçbir zaman bağımsız ve sürekli bir devlete sahip olamamışlardır. Dolayısıyla DoÄŸu Anadolu’nun bir Ermeni anayurdu olduÄŸu iddiası gerçeklerle örtüşmemektedir.
Gerçek Zulmü Bizans Yaptı
Ermeniler en büyük zulmü Bizans İmparatorluÄŸunun yönetimi altında yaÅŸarken görmüşlerdir. Bu konu ile tarihçiler tarafından da sıkça dile getirilmiÅŸtir. Ünlü Ermeni tarihçisi ve aynı zamanda Urfalı olan Mateos halkın buralardan sürüldüğünü, evlerinden zorla çıkarıldıklarını ifade etmektedir. Mateos “İki yıl sonra (993-994) büyük Roma dükü, büyük bir ordu ile beraber Ermenilere karşı yürüdü, Hristiyanların üzerine atılıp onları kılıçtan geçirdi ve esaret altına aldı. O, zehirli bir yılan gibi her yere ölüm götürdü ve böylelikle, dinsiz milletlerin yerini tutmuÅŸ oldu” sözleriyle Bizanslıların Ermeni halkına karşı uyguladığı ÅŸiddeti dile getirmiÅŸtir.
Ermeniler, Osmanlı Devleti’nin ilk kuruluÅŸ yıllarında bazı küçük devlet ve beyliklere baÄŸlı bir ÅŸekilde hayatlarını devam ettirmiÅŸlerdir. Osmanlılarla ilk iliÅŸkileri ise Osman Gazi döneminde baÅŸlamıştır. Osman Gazi 1324 yılında Bursa’yı merkez yaptıktan sonra, Kütahya’da yaÅŸayan Ermenileri ve ruhani reislerini buraya nakletmiÅŸtir. Bu güçlü iliÅŸki Osmanlı İmparatorluÄŸunun son dönemlerine kadar hiçbir kesintiye uÄŸramadan devam etmiÅŸtir. Özellikle de Fatih Sultan Mehmet’in 1453 yılında İstanbul’u almasıyla baÅŸlayan dönem, Ermeniler için adeta bir altın çaÄŸ olmuÅŸtur
Osmanlı Hoşgörüsü
Fatih Sultan Mehmet kendi talebi ile Ermenilerin Bursa’daki ruhani reisi Hovakim’i İstanbul’a getirtmiÅŸ, Rum PatrikliÄŸi’nin yanında, bir de Ermeni PatrikliÄŸi’ni 1461′de kurdurmuÅŸtur. Patrik, padiÅŸahın fermanıyla Ermeni cemaatinin lideri ilan edilmiÅŸ ve Ermeniler tamamen onun yönetimine bırakılmıştır. Bu dönemden sonra çeÅŸitli ülkelerden İstanbul’a büyük bir Ermeni göçü yaÅŸanmış, İstanbul’da güçlü bir Ermeni topluluÄŸu oluÅŸmuÅŸtur. Yavuz Sultan Selim’in Güney Kafkasya ve DoÄŸu Anadolu’yu fethetmesiyle birlikte, buradaki Ermeniler de İstanbul’daki cemaatin bünyesine dahil olmuÅŸ, İstanbul PatrikliÄŸi’ne baÄŸlanmışlardır. Osmanlı yönetimi boyunca Ermeniler dinsel, siyasal, ekonomik ve kültürel açıdan çok büyük bir özgürlük yaÅŸamışlardır.
Bu büyük hoÅŸgörü ve iyi niyet Fatih Sultan Mehmet’ten sonra da devam etmiÅŸtir. DiÄŸer gayrimüslim toplulukların olduÄŸu gibi, Ermenilerin de dini ve toplumsal iÅŸlerine kesinlikle karışılmamıştır. Ermeniler gerek yönetimde, gerek sanat alanında, gerekse ticari hayatta çok önemli bir yer edinmiÅŸler ve toplumun en müreffeh sınıfı haline gelmiÅŸlerdir. Osmanlı Devleti’ne sadakatleri, güvenilir olmaları, iyi niyetli tavırları, Türk adetlerini benimsemeleri, hatta iyi Türkçe konuÅŸmaları, Ermenilerin devlete ait resmi veya özel iÅŸlere atanmalarına sebep olmuÅŸtur. Ermenilerin Osmanlı yönetiminden memnuniyetleri geçtiÄŸimiz yıl, yani Osmanlı’nın 700. kuruluÅŸ yılında, İstanbul Ermeni Patrikhanesi 538. doÄŸum günü kutlanırken de çeÅŸitli ÅŸekillerde ifade edilmiÅŸtir
Resim altı Osmanlı İmparatorluğu’nda gayri müslim toplulukların olduğu gibi, Ermenilerin de dini ve toplumsal işlerine kesinlikle karışılmamıştır. Ermeniler gerek yönetimde, gerek sanat alanında, gerekse ticari hayatta çok önemli bir yer edinmişler ve toplumun en müreffeh sınıfı haline gelmişlerdir.