Dünya üzerindeki ülkelerin sınırları sık sık deÄŸiÅŸir. Bu sınır deÄŸiÅŸiklikleri ise, çoÄŸunlukla dünyayı ya da en azından bir bölgeyi köklü bir biçimde etkileyen dönüm noktaları sonucunda gerçekleÅŸir. Bu dönüm noktalarının modern çaÄŸdaki en belirginleri Napolyon SavaÅŸları’nın ardından gelen Viyana Kongresi, 1878′deki Berlin AnlaÅŸması ve I. Dünya Savaşı’ydı. Bütün bu dönüm noktalarında, özellikle de I. Dünya Savaşı’nda dünyanın coÄŸrafyası büyük ölçüde deÄŸiÅŸti. Çok-uluslu imparatorluklar yıkıldı, yerlerine (çoÄŸu yapay) ulus devletler kuruldu, özellikle de OrtadoÄŸu ve Balkanlar’da yepyeni bir harita ortaya çıktı. İnsanların çoÄŸu 1. Dünya Savaşı sonrasında oluÅŸan haritayı istikrarlı ve kalıcı bir harita sandılar, ancak bu harita da fazla uzun ömürlü olamadı ve II. Dünya Savaşı’yla birlikte bölgedeki siyasi yapı bir kez daha köklü bir deÄŸiÅŸime uÄŸradı. SavaÅŸ sonrası döneminde ise Batı ve DoÄŸu blokları sabit kalmasına raÄŸmen, özellikle 1960′larda Üçüncü Dünya’da geliÅŸen dekolonizasyon dalgası ile birlikte, çoÄŸu Afrika’da yer alan onlarca yeni devlet kuruldu. Dünyanın siyasi haritası radikal bir biçimde bir kez daha deÄŸiÅŸime uÄŸradı.

Pek çok insan sözünü ettiÄŸimiz tüm bu dönüm noktalarında dünyanın artık “ideal” haritaya kavuÅŸtuÄŸunu düşündü, ama her seferinde bunun ardından yeni bir dönüm noktası ve yeni bir revizyon geldi.

Bu tarihsel gelişim bize önemli bir gerçeği gösterir: Tarihin hiçbir döneminde dünyanın ideal ve kalıcı siyasi haritasının oluştuğunu öne sürmek ve böylece statükonun değişmeyeceğine hükmetmek mümkün, ya da en azından akılcı değildir.

Kuşkusuz stratejik açıdan önemli olan tek gelişme harita değişikliği de değildir. Ülkelerin sınırları sabit kalsa da, güçleri, etkileri ve rejimleri değişebilir ki, bu da yine dünyanın siyasi çehresinin büyük bir değişime uğraması anlamına gelir.

Dolayısıyla, bugün de içinde yaÅŸadığımız dünyanın siyasi haritasının ve güç dengelerinin “ebedi” olduÄŸunu düşünmek ve buna dayanarak duraÄŸan ve statükocu bir strateji belirlemek, bir ülke açısından önemli bir yanlış olacaktır. Özellikle de dünya siyasal sisteminin deÄŸiÅŸime uÄŸradığı, taÅŸların yerinden oynadığı ve “dünyanın yeniden kurulduÄŸu” büyük kırılma dönemlerine, her türlü olasılığı hesaplayan geniÅŸ bir vizyonla bakmak gerekir.