Bu ekonomik faktörün yanısıra, Rusya’nın geleneksel yayılmacı ideolojisinden ve hegemonik Rus milliyetçiliğinden köken bulan ciddi bir siyasi faktör vardır. Moskova, eski SSCB toprakları üzerinde kendine yeni bir “hayat sahası” oluşturmak istemektedir ve bu hayat sahası Orta Asya ve Kafkasya’sız düşünülemez.
Rusya stratejisi incelendiğinde bu siyasi hedef kolaylıkla gözlemlenebilir. SSCB’nin çöküşünün ardından kısa sürede toparlanan Moskova, eski “sömürge”lerini yeniden kazanmak için siyasi bir süreç başlatmıştır. Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) bu amaçla kurulmuş ve eski “sömürgeler”, kimi zaman çeşitli baskılar da devreye sokularak bu zoraki çatı altına çekilmiştir. Son olarak BDT’de işbirliğini daha arttırmak amacıyla, Entegre Devletler Topluluğu (EDT) adı altında bir gümrük birliği kurulmuştur.
Kafkasya da Rusya açısından çok önemli özellikler taşımaktadır. Birincisi Kafkasya coğrafya olarak Orta Asya’nın kapısıdır. Ayrıca Rusya için iki büyük rakip olan Türkiye ve İran’ın kesişme noktasıdır. Bu nedenle Stalin buradaki cumhuriyetlere Ruslar’ı yerleştirmişti. Bugün bile bu Rus nüfus Moskova’nın yeni politika ve hedefleri için zemin olarak kullanılmaktadır. Kafkasya’yı önemli kılan diğer özellik ise Kafkasya’nın Ortadoğu yolunun üzerinde olmasıdır.
Kafkasya’nın Rusya için bir önemi de güvenlik kaygısından ileri gelmektedir. Rusya’nın Batı, Kuzey ve Doğu sınırlarını zor iklim şartlarından meydana gelen doğal bir güvenlik alanı oluşturmaktadır. Napolyon ve Hitler bu iklim şartlarına yenik düşenlerin en ünlüleridir. Rusya’nın güney sınırı ise onun “yumuşak karnı”dır. Bu yüzden Rusya güney sınırını ileriye götürerek güvenlik alanını genişletmek ihtiyacı hissetmektedir. İkinci Dünya Savaşı ertesinde Rusya’nın Türkiye’den Kars ve Ardahan’ı istemesinin nedeni de budur.