İngiltere, 19. Yüzyılın son çeyreğinden itibaren hedef aldığı ve sömürgeleştirmeye çalıştığı Osmanlı İmparatorluğu’na karşı sistemli bir propaganda savaşı yürüttü. Amaç ise çok açıktı: Avrupa’dan tamamen çıkarılacak olan Türkler, daha sonra Anadolu’dan da atılacak ve Asya’ya gönderilecekti.
Bu politikanın mimarlarının başında dönemin İngiltere Başbakanı William Ewart Gladstone gelir. Gladstone bir konuşmasında aynen şunları der: “Türkler insanlığın insan olmayan numuneleridir. Medeniyetimizin bekası için onları Asya steplerine geni sürmeli ve Anadolu’da yok etmeliyiz.”
İngiltere’nin tüm bu Osmanlı aleyhtarı propagandasına dayandırdığı önemli bir unsur vardı: TÜRK DÜŞMANLIĞI. Britanya yönetimi, sömürgeciliğin genel kuralına uygun olarak, hedef aldığı toplumu “ilkel, geri, barbar” gibi sıfatlarla tanımlama ve kendisini haklı gibi gösterme yolunu seçmişti.
İngiltere’nin Osmanlı İmparatorluğu’nu ve Türk Milleti’ni hedef alan propaganda savaşı, 1. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele yıllarında da ısrarla sürdü.
Türk adının dünya tarihinden silinmesi ve Türklerin Anadolu’dan neredeyse tamamen çıkarılması anlamına gelen “Sevr Anlaşması” işte bu anlayışın ürünüdür. Türk Milleti’ni “yokolmaya mahkum insan ırkı” olarak gören Darwinist anlayışın etkisi altındaki İngilizlerin başını çektiği Avrupa emperyalizmi, Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkarak Türk Milleti’ni ortadan kaldırmayı hedefledi. Ancak tarihe geçecek bir kurtuluş mücadelesi veren Türk ulusu Avrupalı sömürgecileri Türk topraklarından sürmekle kalmadı, Türkü aşağı ırk olarak gören Darwinist zihniyete unutulmayacak bir cevap verdi.