Türk İslam Kültürü

Makedonya Sorunu ve Türkiye

1912 yılına kadar “bizim” olan Balkan topraklarında Osmanlı İmparatorluğu’nun hakimiyetinin sona ermesi bölgeye hiçbir zaman huzur ve güven getirmedi. Yugoslavya Federasyonu’nun dağılmasının ardından önce Bosna-Hersek, sonra Kosova, şimdi de Makedonya’ya kan ve gözyaşı hakim… Binlerce müslüman Türk ve Arnavut şimdi ikinci vatan olarak gördükleriTürkiye’ye sığınıyor. Balkanlar’da yeniden savaş rüzgarları eserken, bölge halkının tek umudu, Osmanlı İmparatorluğu’nun doğal mirasçısı olan Türkiye’dir.

Önce Bosna… Sonra Kosova… Şimdi de Makedonya. Balkan topraklarında yine kan ve gözyaşı hakim. Balkanlar’da ve özellikle Makedonya’da yaşanan gelişmeler bölgedeki Türk, Arnavut ve Boşnak asıllı müslümanları yakından ilgilendiriyor. Makedonya’nın %35’ini oluşturan Arnavut sivillerin başlatmış olduğu mücadelenin, bölgedeki dengeleri yeniden Sırplar lehine değiştirmesinden endişe ediliyor.

Nitekim Mart ayının ilk günlerinde Makedonya-Kosova sınırında 3 Makedon askerin öldürülmesiyle başlayan, daha sonra şiddetli çatışmalara dönüşen gelişmelerin ardından NATO,Sırbistan’ın güneyindeki tampon bölgeye Sırp güçlerinin girmesine izin verdi.5 km’lik bir alana yayılan Sırp güçlerinin sınırı ne kadar ihlal edeceklerine Kosova Barış Gücü karar verecek. Sırpların çatışma anında ne tür silah kullanacağı konusu ise henüz belirsizliğini koruyor. Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) tampon bölgenin Sırp askerlerine açılmasının, bölgenin Sırp kontrolüne verilmesi planının devamı olduğunu belirtirken, Yunanistan da bölgeye asker göndermeye hazırlanıyor. Balkanlar’daki kriz Bulgaristan parlamentosunda da gündeme geldi. Başbakan İvan Kostov da özel gündemle toplanan parlamentoda Makedonya’ya asker gönderebileceklerini söyledi. Batılı ülkeler ve ABD, Doğu Bloku’nun yıkılmasının ardından Ortodoks cephesine vermiş olduğu desteği Makedonlardan da esirgemiyor. Ortodoks cephesine verilen destek ve Makedonya’da yaşanan olaylarının kökeni 20. yüzyılın başlarına kadar dayanıyor.
tamamını oku »

Makedonya’daki Müslüman -Türk Varlığı

Geçenlerde can güvenliği nedeniyle Makedonya’nın başkenti Üsküp’ten gelerek Kapıkule sınır kapısından Türkiye’ye giriş yapan Makedonyalı Türk sayısının 3000’in üzerinde olduğu bildiriliyor. Yetkililer bu sınır kapısından Türkiye’ye giriş sayısının 7 kat arttığını belirtiyorlar. Bölgede günden güne eriyen müslüman Türk varlığı son çatışmalarla birlikte önemli ölçüde darbe yemiş durumda.

Tarihte Türk ırkından birçok uygarlığın hüküm sürdüğü Makedonya topraklarında, Hunlar, Avarlar, Kumanlar, Peçenekler ve Osmanlı Türkleri uzun yıllar yaşamışlar. 1300 yılından sonra da Anadolu’dan Makedonya’ya çok sayıda Türk göçmen yerleştirilmiştir. Ancak son yüzyılda bölgede Türklere karşı sistemli bir asimilasyon politikası uygulanmaktadır. Nitekim 1953 yılında 203.000 olan Türk nüfus sayısı günümüzde 77.000’e kadar gerilemiştir.

Her türlü olumsuzluklara rağmen Makedonya’daki müslüman-Türk nüfus, eğitim ve öğretimi Türkçe olarak gerçekleştiriyor. Türklerin eğitim gördüğü kuruluşlarda 264 Türk öğretmen görev yapıyor. Makedonya’da Türklerin en yoğun olarak yaşadıkları şehirler Üsküp, Gostivar, Ohri ve Resne’dir. Bölgedeki müslüman-Türklerin bir gazetesi, dergisi ve bir yerel televizyonu bulunuyor. Daha önce belirttiğimiz gibi Yugoslavya Federasyonu döneminde Makedonlarla birlikte kurucu millet statüsünde bulunan Türkler, yeni anayasa ile birlikte günümüzde bu haklarını kaybettiler. Siyasi alanda faaliyet gösteren “Türk Demokratik Birliği” ise Makedonya bölgesindeki Müslüman-Türk varlığının haklarını korumaya çalışıyor.
tamamını oku »

Tarihin Aslına Dönüşü

Soğuk Savaş döneminde bir ülkenin dış politika belirlerken dikkat etmesi gereken tek şey, Doğu ve Batı blokları arasındaki dengeleri hesaplamaktı. Soğuk Savaş’ın dar kalıplarının kırılmasıyla Türkiye’nin önünde yeni bir vizyon açıldı. Makedonya’da yaşanan son gelişmeler bu açıdan değerlendirildiğinde, Balkanlar’daki dengeler Türkiye’nin lehine tekrar değişebilir.

Bundan 20 ya da 30 yıl önce Türkiye için bir “Balkan stratejisi”nden söz edilse, kuşkusuz bu pek anlamlı bir kavram olmazdı. Çünkü o zamanlar Türkiye’nin uzun vadeli bir strateji geliştirmesi için ne gerekli ortam ne de imkan vardı. Dünya iki kutup arasındaki durağan bir çekişmeden ibaret olan Soğuk Savaş ile adeta dondurulmuştu

Dengeler Değişirken Strateji Belirleme
Tarih, kültür, demografi, ticaret, doğal kaynaklar gibi unsurlar, Soğuk Savaş’ın üzerlerine çektiği kalın bir perde ile gizlenmişlerdi. Dünyadaki devletlerin tümü ya Batı bloku içinde yer alıyor, ya Sovyetler Birliği ekseninde hareket ediyor, az bir bölümü de Bağlantısızlar bloku içinde yaşıyordu. Dolayısıyla bir ülkenin strateji belirlerken yapabileceği tek şey, bu dengeleri hesaplamaktı.

Dahası, bir ülkenin ideolojik tercihi, özellikle sosyalist ülkelerde, o ülkenin tarihsel ve ulusal kimliğini gölgeliyor, dolayısıyla strateji kavramı tek boyutlu dar bir kalıba girmek zorunda kalıyordu. Ülkeler ya da halklar arasında yüzyıllardır var olan tüm kültürel, dini, etnik ve ulusal sürtüşme ya da dostluklar önemini yitirmişti. “Birinci Dünya” (Batı Bloku) ile “İkinci Dünya” (Doğu Bloku) arasındaki rekabet, yegane stratejik endişeydi.
tamamını oku »

|