Öte yandan, Balkan Müslümanlarının geneli de, milliyetçi söyleme adapte olmadıkları için ve Balkanlar’daki ulus-devlet oluÅŸumları tarafından dışlandıkları için, kendilerini ayrı bir “millet” sayan bir toplumsal bilinci bugüne kadar korumuÅŸlardır.
Todorova’nın da belirttiÄŸi gibi, Balkan Müslümanları için, dini kimlikleri her zaman için etnik kimliklerden çok önce gelir. Bosna’daki durum daha da belirgindir; Sırplarla ya da Hırvatlarla tamamen aynı etnik kökene sahip olan ve aynı dili konuÅŸan BoÅŸnaklar, bu iki halka hiç bir zaman bütünleÅŸmemiÅŸ, kendilerini hep Osmanlı ekseninde görmüşlerdir.
Balkan uzmanı Eran Frankel, aynı durumun Makedonya için de geçerli olduÄŸunu vurgular. Frankel’e göre, “Makedonyalı Müslümanlar hiç bir zaman Makedonyalılık adına İslam’ı geri plana atmış ya da reddetmiÅŸ deÄŸildirler. Aksine, çoÄŸu kez kendi Slavlıklarını reddetmiÅŸler ve Slav olmayan bir İslam kimliÄŸini benimsemiÅŸlerdir.” Yine Frankel’e göre Makedonya’daki Müslüman Arnavutlar ya da Çingeneler, kendilerine Slav kimliÄŸini benimsemektense, “Türk” olarak tanımlanmayı tercih ederler.
İşte bu nedenle de, Türkiye’nin Balkan yarımadasındaki “uzantısı” olan halklar, yalnızca birkaç milyonluk Balkan Türkü deÄŸil, nüfusları 10 milyonu bulan Balkan Müslümanlarıdır. ÇoÄŸu etnik olarak Türk olmayan ve Türkçe konuÅŸmayan bu insanlar, kendilerini aynı dili konuÅŸtukları Sırplar’dan ya da Bulgarlar’dan çok Türklere yakın hissetmektedirler.
Çünkü bu insanlar herÅŸeyden önce “Osmanlı”dırlar ve Türkiye de Osmanlı’nın yegane mirasçısıdır. Üstteki satırları yazan Maria Todorova, bu konuda şöyle söyler:
“Türkiye’nin Balkanlar’daki etkisi oldukça komplekstir. Bu etki, öncelikle Balkanlardaki Türkçe konuÅŸan nüfusa yöneliktir. Bu nüfusun büyük bölümü Bulgaristan’da yaÅŸar, kalan kısmı ise çok daha az sayılarda Yunanistan, Romanya ve eski Yugoslavya’dadır. Ancak Türkiye’nin etki alanı bununla sınırlı deÄŸildir. Aynı zamanda Slav diliyle konuÅŸan Müslümanlar da Türkiye’nin etki alanı içindedirler”.
Todorova, Türk-olmayan Balkan Müslümanlarının kendilerini Türklükle özdeÅŸleÅŸtirme eÄŸilimlerine gösterge olarak ilginç bir noktanın daha altını çizer: 20. yüzyıl boyunca Balkanlar’dan Türkiye’ye göç eden Slav Müslümanlar (Arnavutlar dahil), Türk kimliÄŸini benimseyerek Türk toplumu içinde asimile olmuÅŸlardır. Bu durum, Todorova’ya göre, “Osmanlı mirasının Türk etkisine dönüşmesinin açık bir örneÄŸidir”.
KuÅŸkusuz bu tarihsel gerçek Türkiye açısından son derece önemli bir stratejik avantajdır. Tüm Balkanlar’da, aslında etnik olarak “Türk” olmamalarına karşın, kendilerini “Türk” olarak gören ya da görmeye eÄŸilimli büyük bir Müslüman nüfus vardır. Bu “fahri soydaÅŸlarımız”ı bize bu denli baÄŸlayan unsur ise, Osmanlı mirasıdır.
İşte Türkiye’nin Osmanlı kimliÄŸine sahip çıkması gerektiÄŸini, çünkü bunun Türkiye için büyük bir stratejik avantaj oluÅŸturduÄŸunu söylemekle tam da bunu kastediyoruz. “Osmanlı” kavramı, Türkiye’nin etkisini sınırlarının çok ötesine taşıyan büyük bir vizyonun adıdır. Bu, Balkanlar’da olduÄŸu gibi OrtadoÄŸu’da da böyledir.