İçinde yaşadığımız dönem ise tam da sözünü ettiğimiz türden bir değişim dönemidir. Soğuk Savaş’ın bitmesiyle birlikte taşlar yerinden oynamıştır ve tekrar nasıl bir kompozisyonla yerleşecekleri belli değildir. Bu taşların hareketlerine müdahalede bulunmasak da bir şekilde yerleşeceklerdir, fakat ortaya çıkan kompozisyon büyük olasılıkla menfaatlerimize uygun olmayacaktır. Menfaatimize uygun bir düzenlemeyi ise ancak taşların hareketlerine müdahalede bulunarak elde edebiliriz.
Türkiye’nin tarihsel mirası, Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu’da önemli bir hayat sahası oluşturmaktadır. Osmanlı’nın tek mirasçısı olan Türkiye, sözünü ettiğimiz değişimin en yoğun olarak yaşandığı bu bölgede, geçmişte olduğu gibi bugün de, tarihsel mirasına sahip çıkarsa taşları yerinden oynatabilir. Türkiye’nin stratejik ufku, Osmanlı mirasına sahip çıkmasıyla orantılı olarak gelişecektir. Çünkü Türk dünyasının hatta İslam dünyasının yeni bir Osmanlı İmparatorluğu’na ihtiyacı vardır. 21. asır bu mirasın tekrar ayağa kaldırıldığı sahipsiz kalan Türk-İslam dünyasının yeniden toparlandığı asır olacaktır.